| |
"Demokratik ülkeleri yönetenler, çok sayıdaki yoksuluna yardımcı olamazsa, az sayıdaki zenginini koruyamaz..." Bana ait değil bu söz... Ama keşke benim olsaydı... Çünkü bu muhteşem tespitin ABD'nin efsanevi ve katledilmiş Başkanı John F. Kennedy'e ait olduğunu öğrenmeden önce ben de hep bunu düşünmüşümdür... Çocukluğumdan beri hiçbir zaman Komünist ekonomiyi benimsemedim... Hem de Karl Marks'ın Das Kapital'ini henüz üniversite öğrencisiyken okuduğum (elimde kırmızı kalemle, çok önemli gördüğüm yelerin altını çizerek) halde... Adam Smith beni, Karl Marks'tan daha çok etkilemişti... Nitekim 12 Mart 1971 sürecinde Sirkeci'deki 2. Şube'de iki arkadaşım Komünist olduklarını söyleyince, polisten birer tokat yemişlerdi... Benim hisseme ise "Liberalistim" dediğim için iki yumruk düşmüştü... İlerleyen yıllarda, Liberal Demokrat bir parti olduğuna inandığım DYP'ye destek verdim... Hatta 2 yıl, DYP Genel Başkan danışmanlığı yaptım... Tek istediğim, DYP'den, Liberal Sosyal Demokrat bir parti yaratmaktı... Bütün çalışmalarımı, raporlarımı, analizlerimi hep o yönde yaptım... Ne var ki; DYP'nin Devlet ve köylü Kapitalizmine dayanan çağdışı felsefesini kıramadım... Oysa Tansu Çiller, Liberal Sosyal demokrasiye öylesine açık bir liderdi ki... O da cesaret edemedi partinin köhneleşmiş zincirlerini kırmaya... AKP, 2002 seçimlerine gidilirken tipik bir Liberal Sosyal Demokrat parti görünümü sergiledi... O görünüm, Türk siyasetinin bir numaralı etkenlerinden biri olan Siyasi İslâm söylemiyle de birleştirilince başarı kendiliğinden geldi... AKP, iktidar olduğu ilk beş yılda da söylem olarak yine Liberal Sosyal Demokrat kalmaya özen gösterdi... Buna; özgürlükçü, AB'ci, küresel ekonomici, Kürt sorununa çözüm önerici tavrını da ekleyince, sadece fukara dindarlardan değil, dinle pek de alâkalı olmayan, batıcı, büyük sermaye çevrelerinden de destek aldı... Daha büyük bir güçle yeniden hükümet kurdu... Ancak... AKP, ne ilk dörtbuçuk yıllık döneminde, ne de şu son bir yılında, 2002 seçimleri öncesindeki Liberal Sosyal Demokrat tavrını uygulamaya dönüştürebildi... "Sadaka Ekonomisi" uygulamayı "Sosyal Demokratlık" zanetti... Milyonlarca fukaraya balık tutacak bilgiyi ve ortamı vermektense, onları her gece evlerine balık gönderilmesini bekleyecek zavallılık içinde bıraktı... Ve gelinen nokta gözlerden gizlense de tam bir felâket... En acısı, medya asıl felâketle değil, hayali felâketle uğraşmayı tercih ediyor... Bu satırları, Adana belediyesinin ekmek büfesi önündeki o yürek paralayıcı görüntülerden yükselen çığlıkları duyduktan sonra kalkıp yazdım... AKP kapatılır veya kapatılmaz... Beni hiç ilgilendirmiyor... Beni ilgilendiren; AKP kapatılsa da kapatılmasa da Türkiye siyasetindeki asıl boşluk olan Liberal Sosyal Demokrat boşluğun bir türlü doldurulamayacağı gerçeği... Ve Adana'daki o görüntülerin, Demokratik Türkiye'nin kötü yönetildiğinin kanıtı oluşudur... Yıllardır Türkiye'yi yönettiklerini ve Liberal Kapitalist olduklarını zanneden hükümetler, hizmetinde oldukları bir avuç zenginin de felâketlerine sebep olacaklarını bir türlü göremiyorlar...
|