Sizi bu gün dik tutan güç; yaslandığınızı sandığınız yakın çevrenizdeki ağaçlar değildir...
Sayın Recep Tayip Erdoğan; T.C. Başbakanı.
Bu kez bir eski dostuma değil, ülkemi yöneten bir Başbakan'a seslenmeyi tercih ettim çünkü... Daha önceki mektuplarımı yazarken, bir dönemler Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin bir türlü ayıklanamamış "Faşist" kimi kanun maddelerine karşı korumak zorunda kaldığım bir eski dostun başına gelebilecek yeni belâlardan korumak amacını taşıyordum... Şimdi hem ülkemi ve hem halkımı korumak amacıyla yazıyorum bu mektubu... Sayın Başbakan; AKP'nin, "Her ortalama Türk'ün partisi" olduğunu söylemişsiniz Newsweek Dergisi'ne... Ne güzel... Öyle olmasa bile temenninizin o olduğu konusunda şüphe etmek istemem... Ancak... İnsanları saygın kılan; söylemleri ile eylemleri arasındaki uyumdur... Büyükanıt Paşa'nın bir tür manifesto haline gelen "Sözde değil özde" diye başlayan konuşması, işte o umutla (evet umutla) yapılmıştır... Ama siz, yakın çevrenizdekilerin tahriki ile o konuşmanın içeriğindeki "UMUT" u değil, "KORKU"yu okumayı tercih etmiştiniz... O mükemmel talihiniz ve ülkenin koşullarının da yardımıyla gidilen erken genel seçimde sizin de aklınıza gelmeyen büyük bir başarı elde ettiniz... Seçim gecesi, "şımaracak" değil, "büyüklüğün gereğini yerine getirecek bir akil devlet insanı" görünümündeydiniz... AKP'nin sosyal görüşlerine inanmasam da siyasal ve ekonomik istikrar için partinize oy vermiş milyonlar gibi ben de umutlanmıştım çünkü... 22 Temmuz Gecesi, Ankara'da partinizin genel merkez binasının balkonunda yaptığınız konuşma, o yaşıma kadar dinlediğim en mükemmel, en kucaklayıcı, en demokrat, en özgürlükçü, en hoşgörülü "Başbakan" konuşmalarından biriydi... Eğer gerçekten, o geceki taahhütlerinizin gereklerini yerine getirebilseydiniz, bu gün çok başka şeyler konuşuyor olacaktık... Yine de halen gecikmemiş olmanızı diliyorum... Sayın Başbakan; "Ortalama tüm Türklerin" partisi olduğunuza inanıyor veya öyle olmasını içtenlikle istiyorsanız; lütfen gereklerini yerine getirin... Yerine getirin zira o cümleniz, yeni bir dönemin başlangıcı olabilir... Türban yasağının Anayasal düzenlemelerle kaldırılması ile ilgili MHP çıkışına karşı koyamayışınızdan doğan hataları gideren yolu açabilir... Keşke en baştan, ilk beş yıllık tavrınızı sürdürseydiniz Türban yasağı konusunda... Ama... "Siyasi" kimliğiniz, "Devlet İnsanı" olma (ya da olamama) yeteneğinize üstün geldi... Tuzağa düştünüz... Tuzağa düşeceğinizi daha o gün, TGRT FM Radyosunda, Ataullah Arvas kardeşimin konuğu olduğum Salı programlarından birinde söyledim... Hatta bazı ortak dostlarımız, benim bile "Komplo teorisyeni" olduğumu ima ederken beni kırmamak için belli etmeseler de içlerinden benle alay ediyorlardı... Sonra zaman geçti ve ben haklı çıktım... Önceleri, başında bulunduğunuz hükümete destek verenlerin içinden o günkü tespitimi sahiplenenler oldu... Sonra siz bizzat itiraf ettiniz... Sonunda da Lagendijk de benimle aynı fikirde olduğunu söyledi... Stratejik hata yaptığınıza dikkat çekti... Bunları övünmek için hatırlatmıyorum... Bilesiniz istedim... Sonra 1 Mayıs günü geldi önünüze... Adeta bir altın tepside sunulmuş şanstı... O şansı iyi değerlendirmeniz gerektiğini, ortamı germeden, sendikalacılarla kavga etmeden, orta yolu bularak çözmenin size ve hükümetinize çok şey kazandıracağını yine TGRT FM'de ve www.smarthaber.com'da dilimin döndüğünce anlattım... Yine olmadı... Yine yakın çevrenizdeki allamelerin dolduruşuna geldiniz... Ve yine büyük bir fırsatı harcadınız... Newsweek'le yaptığınız söyleşideki tespitiniz (Her ortala Türk'un partisi olduğunuz) ulusal medyada büyük ses getirdi... O haberi ilk yayımlayan sitelerden biri (belki de birincisi) www.smarthaber.com oldu.. Zira o demecinizin yeni bir yol açılışında hem hükümetinize, hem kendinize ve hem de partinize rehberlik edebileceğini düşünmüştüm... Ulusal medyanın da bu süreçte o söyleminize destek vermek isteyeceği kanısındaydım... Yanılmadım... Aynen öyle oldu... Bakınız sevgili Başbakan; Kimilerinin gönül sarayı peynir taşındandır; gözyaşlarınızla delip girebilirsiniz içine... Kimilerinin gönül viraneleri memerdendir, elmas uçlarla bile delip geçemezsiniz... Siz gülerken en yakınınızda olduğunu zannetiğiniz ama aslında en uzağınızda olanlar da gülerler... Ama siz ağlamaya başladığınız andan itibaren yalnızsınızdır... Nereden mi biliyorum?... Öyle büyük deneyimlerin içinden geldim ki süzülerek... Ben bilmeyeyim de kimler bilsin?... Unutmayınız Sayın Başbakan: Sizi bu gün dik tutan güç; yaslandığınızı sandığınız yakın çevrenizdeki ağaçlar değildir... Siz dik durabilecek güce sahip olduğunuz için onlar size dayanakmış gibi geliyorlar... Güçten düştüğünüz gün içlerinin kof, çürük bir dal olduklarını göreceksiniz onların... Adını anımsayamadığım bir yazar şöyle diyor: "Sakın umutsuzluk semtine uğrama çünkü bir yığın umut var... Kendini karanlıklara terk etme zira nice güneşler var..." Ben sadece, yaşadığım siyasi, ticari ve gazetecilik deneyimlerime dayanarak doğruları göstermek istedim size... Görmek isterseniz sevinirim... Görmezden gelirseniz samimiyetle üzülürüm... Çünkü benim işim şahsınızla değil artık... Çünkü ben eski bir dostun ne kaybedeceği ile ilgilenmiyorum artık... Çünkü beni ilgilendiren; halkımın ve ülkemin geleceği... İnanırım çünkü milyonlarca yıl hiç değişmeyen gerçek şudur: Her geceden sonra bir gündüz, her darlıktan sonra da bir genişlik vardır. Bir başka yazar ise; "Zoru başarırım ama imkânsız biraz zamanımı alır" diyor... Önünüzdeki yolda (hukuk sürecinde) yapmanız gerekenler zor değil... Belki imkânsız gibi görünebilir gözünüze ama inanın ki kaybedeceğiniz tek şey sadece biraz daha fazla zamandır... O kadar...
37 yaşındaki eski top model Claudia Schiffer'in , iki çocuk doğurdukdan sonra verdiği çırılçıplak pozlar, Bu yaşta bu kadar güzel vücut olurmu dedirtti...